Hasbihâl

Ey bülbül-i ter-zebân-ı irfan, 
Dem-beste nevâlarınla vicdan. 
Hem-safvet-i rûh olan o âvâz 
Oldukça harîm-i canda dem-sâz, 
Pâmâlim olur bütün avâlim; 
Lâhûta kadar çıkar hayâlim. 
Eşvâkıma dar gelir de eb’âd, 
Eyler fikrim fezâlar îcâd! 
Ey nûr-i mübîni Kibriyâ’nın, 
Sînem olamaz mı âsümânın? 
Gökler mi bütün karârgâhın? 
Hiç yerlere uğramaz mı râhın? 
Ey tâir-i nâz-ı sidre-pervâz, 
Kalbimde olaydın âşiyan-sâz; 
Bir başka terâne gûş ederdin, 
Rûhum gibi sen de cûş ederdin. 
Yâdımda duran neşâidinden 
Dâim cezebât içindeyim ben. 
Verdikçe derûna vecd o âheng, 
Dünyâ nazarımda teng olur teng! 
Âzâdesi büsbütün kuyûdun, 
Bir şi’r-i semâ-zemin sürûdun! 
Bir şi’r-i revan ki: Cûy-i cârî 
Feyziyle bahâr-ı ömre sârî. 
Bir nağme ki: Rûhtur, ledündür; 
Kur’an gibi râsihîn içindir. 
Bir nâle ki: Şevk-sûz-i idrâk 
Havlinde nidâ-yı "mâ-arafnâk !"
Ey şâir-i râzdân-ı mülhem, 
Ben râzına olmasam da mahrem, 
Hayrân-ı kemâlinim... Beyânın 
Gûyâ ki hitâbıdır Hudâ’nın! 
Ey subh-i ezel cebîn-i sâfı, 
Envârının olmaz inkisâfı. 
Yeldâ-yı adem cihânı alsa, 
Eşbâh bütün zalâma dalsa, 
Hâlâ görünür o rûhü’l-ervâh 
Bir cevv-i münîr içinde sebbâh! 
Ey safha-i vechi âyet-i nûr, 
Cebhende meâl-i kevn mestûr; 
Çeşminde ziyâ-yı sermediyyet; 
Sönmez ebedî sirâc-ı kudret, 
Lâhût ile âşinâ nigâhın, 
Ecrâm şühûd-i intibâhın! 
Her dem lemeân eder o merdüm, 
Mihrâkı da zâhirât-ı encüm! 
Her subh gelir nesîm-i dilcû 
Dûşunda şemîm-i nâz-ı gîsû. 
Eyler yeniden hevâ-yı dîdâr 
Bir nefha ile beni hevâ-dâr! 
Sevdâ kesilir bütün süveydâ, 
Gûyâ açılır nikàb-ı Leylâ. 
Kehvâre-i dilde nâim ümmîd 
Eyler uyanıp figânı teşdîd. 
Susturmak için o tıfl-ı zârı, 
Kalkar ararım leyâl-i târı! 
Ey leyl, vakàrının misâli, 
Yâhud bana karşı infiâli! 
Vaktâ ki eder revâk-ı deycûr 
Altında yatan cihânı mahmûr, 
Etrâfta kalmayınca bir ferd, 
Hem-râhım olur hayâl-i şeb-gerd, 
Kalkar, gezerim garîb ü tenhâ; 
Bir yer bulurum sükûnet-ârâ. 
Fevkimde semâ-yı encüm-âlûd; 
Pîşimde ridâ-yı leyl-i memdûd; 
Yâdımda neşâid-i kemâlin; 
Karşımda hayâl-i yâl ü bâlin; 
Âzâde kuyûd-i mâsivâdan, 
Bî-gâile havftan, recâdan; 
Bir bezm-i fütûh açar ki vicdan: 
Lebrîz-i safâ-yı aşk olur can. 
Tasvîr değil o zevki, hattâ 
Mümkün olamaz tasavvur aslâ! 
Yâ Rab o ne feyz-i cûş ber-cûş! 
Yâ Rab o ne leyle-i ziyâ-pûş! 
Yâ Rab o ne cilve cilve envâr! 
Yâ Rab o ne lem’a lem’a dîdâr! 
Yâ Rab o ne encümen, ne âlem! 
Yâ Rab o ne mahfil-i muazzam! 
Ey leyl, nehârın olmasaydı... 
Ey neşve, humârın olmasaydı! 
Bîdârın iken uyanmasaydım; 
Dünya varmış inanmasaydım! 
Ey yâr-i vefâ-güzîn-i cânım, 
Verdiyse melâl dâstânım, 
Mu’tâdın olan inâyetinle 
Susturma bu rûh-i zârı, dinle! 
Hep velvele-i hayât dinse, 
Düşmez bu zavallı rûh, ye’se. 
Olmazsa zemin, zaman müsâid; 
Feryâdına âsüman müsâid! 
Gönder bana sen de neyse derdin... 
Yâdında mı bir zaman ne derdin? 
Müstakbeli almayıp hayâle! 
Gel biz dalalım bu hasbihâle! 
Edvâr-ı hayât perde perde... 
Allâh bilir ne var ilerde.

Mehmet Akif ERSOY





İçeriği Paylaş

Mehmet Akif ERSOY Hakkında

İstanbul'da doğdu, 27 Aralık 1936'da aynı kentte öldü. Bir medrese hocası olan babası doğumuna ebced hesabıyla tarih düşerek ona 'Rağıyf' adını vermiş, ancak bu yapma ...

İÇERİĞİ DEĞERLENDİR

Toplam Değerlendirme Sayısı: 0
Toplam Değerlendirme: 0 / 5

Rastgele 3 Şiir

Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?


Aydınlık Neyin Oluyor?


Karantina'lı Despina